Araç, sadece bir anlatıcı değil; aynı zamanda bir edebiyat mimarı. 2020’de "Kent Şiirleri" ile başladığı yolculuğuna, Türk edebiyatında az rastlanan monolog roman türündeki "Sevgili Yalnızlık" ile devam ederek kalıpları yıktı. Ancak onu hem yerel hem de küresel ölçekte zirveye taşıyan, Mardin’in tozlu yollarını, yatılı okul gerçeklerini ve insan ruhunun saklı dehlizlerini anlattığı "Unutulmuş Topraklar" oldu. Bu eser, 2025 yılında Paris’te "Terres Oubliées" adıyla Fransız okurlarla buluşarak Araç’ı uluslararası arenada Türkiye’nin gurur duyulan temsilcilerinden biri haline getirdi.

BİR AYDIN PORTRESİ
Seyfettin Araç’ın kimliği sadece yazdıklarıyla sınırlı değil. O, bir koleksiyonerin titizliğiyle geçmişi koruyan, TRT Ankara Radyosu’ndaki danışmanlığıyla edebiyatın mutfağında yer alan ve akademik dünyadan Beşiktaş J.K. Genel Kurulu’na kadar hayatın her alanında aktif rol alan çok yönlü bir aydın. Son eseri "Zamanı Tanrı Yaşar" ile altı farklı anlatıcıyı aynı romanda buluşturarak teknik sınırları zorlayan yazar, edebiyatımızda adeta bir "parlayan yıldız" figürü olarak karşımızda duruyor.
Bugün, Mardin’in mistik havasını evrensel bir dille dünyaya anlatan, yalnızlığı bir melodi gibi işleyen ve "insan" kalmanın ağırlığını satırlarına döken Seyfettin Araç ile edebi serüvenini, uluslararası başarılarını konuştuk.
Edebiyatınızı bilen ve size aşina okurlar haricinde, sizi tanımayanlar için edebiyat dilinizi, modern çağ edebiyat akımınızı bize biraz anlatır mısınız?
Gerçek Türk Edebiyatı için klasik dilden çok uzaklaşmadan ama modern tekniklerle yeni tür romanlar yazan, yenilikler yaratmaya çalışan bir yazarım. Edebiyat dilim kısaca, yağmurda yürüyen ve yağmurda ıslanan insanların her ne olursa olsun bu durumdan keyif almaları, kendilerini avm betonlarının içine atmamaları ile betimlenir, simgelenir; okuyucuya sunduğum dil yani benim dilim yağmurlu bir İstanbul yürüyüşü, edebiyatım ise bin yıllık bir çınar ağacı kadar heybetli olma isteği diyelim. Modern Çağ Edebiyatı benim yarattığım bir akım değil yanlış anlaşılmasın ve fakat en uç örneklerle bu edebiyat akımına katkıda bulunma hevesim tamamen bu coğrafyanın edebiyatına, sanatına, yaşantısına duyduğum sonsuz sevgiden ve bitmeyen hürmetten geliyor. Yaratmaya çalıştığım yeni dil, yeni türler ile bu çağın ve belki de ayakta kalmaya çalışan dönem edebiyatının bir neferi olma heyecanından başka bir şey değil aslında. Daha önce yazılmayan türlerde romanlar sunmak da heyecanların ve yeniliklerin en güzeli sayılmaz mı?
Modern Çağ edebiyatı yazarlarından birisi olarak bize Modern Türk Edebiyatını ve bu alana katkılarınızdan bahseder misiniz?
Modern Türk Edebiyatı; aslını kaybetmeden, özünü yitirmeden, klasik edebiyat yolundan da çok şaşmadan yine yeni eserler, yeni yapıtlar, yeni türleri yeni bir dille okuyucuya sunma biçimidir. Eski yazıtların, eski eserlerin kadim dilinden kopmadan ama yeniçağ okuyucusunu da içine çekecek şekilde, sanattan ve salt edebiyattan kopmadan bunu yapma şekli diyebilirim. Burada ince bir nüans var onu gözden kaçırmak istemem; yeni türler ve modern çağ derken bunu ucuz popüler kültür çalışmaları, sıradan, salt kişisel gelişim safsatası altında okuyucuyu renkli alemlere teşvik eden ama çoğunun içi boş, manası manasız kitaplar ile karıştırmamak gerek. Benim yaptığım katkılara gelirsek ben doğduğum doğu coğrafyası ile büyüdüğüm batı coğrafyası arasındaki köprüden okuyucuya modern ama salt, gerçek edebiyat örnekleri sunmak amacındayım. Hiçbir yazarın daha önce denemediği türlerde örnekler vererek, bu örnekleri eserleştirerek okuyucunun karşısına çıkıyorum; Modern Çağ Edebiyatına yeni soluk getirmek için kendi bildiğimce savaşıyorum.
Kitapları yabancı dillere çevrilen bir yazar olarak, ülkemizdeki okuryazar gelişimini nasıl görüyorsunuz?
Kitaplarımın yabancı dillere çevrilmesi, ülke edebiyatını Avrupa’da ve hatta dünyada edebiyatseverlere sunmak güzel bir his. Yabancı ülkelerin edebiyat akımlarına baktığımız zaman orada okuryazar gelişiminin kökenini görebiliyoruz, kökenini gözlemlediğimiz gibi son dönem ilişki gelişimine de tanık olabiliyoruz. Bu duruma daha doğrusu bu zenginliğe gıpta etmemek mümkün değil tabii, çünkü okuryazar gelişimi paralel ilerleyen ve yol arkadaşlığına dönüşen muazzam bir denklem. Fakat biz bu konuda ülke yazarları olarak çok şanslı olmadığımızı biliyoruz. Birkaç önemli yazar dışında ve elbette popüler kültüre ürünler veren, kitaplar yazanlar dışında okur konusunda çok mutlu olan yazarlarımız pek yok. Yetmişli yıllarda başlayan okuma arzusu, okuryazar ilişkisini kalıcı kılmaya yetmemiş gibi görünüyor çünkü kendi okur kitlemizi yaratmak için inanılmaz bir savaş verdiğimizi beyan etmek isterim. Bugünkü neslin kitap okuma alışkanlığını ebeveynlerinden alması gerekirdi, anne babalar çocuklarını televizyondan, ekrandan, oyun makinalarından uzak tutmalı ve en azından ayda bir kitap okumaya yönlendirmeliydi ama ne yazık ki bu böyle olmamış. İnanılmaz bir döneme denk geldiğimizi düşünüyorum, okuryazar ilişkisinin neredeyse sıfıra indiği ve bu gelişimin sekteye uğradığı bir dönemden geçiyoruz. Her şeyin, ellerinde tuttukları akıllı cihazda olduğunu sanan, mutluluğu da hüznü de orada yaşayan, sanal heyecanlarla yaşamaya, nefes almaya devam eden bir nesli okur yapmaya çabalamak çok zor. Bu bahsettiğiniz okuryazar gelişimi bizi biraz zorlayacak gibi görünüyor ne yazık ki.
Yarattığınız eserlerin yaratma sürecini, yazım aşamasını ve bitiş dönemlerini bize yenilikçi bir yazar gözüyle biraz açıklar mısınız?
Ben yazdığım her eseri, yaratma sürecinde önce kafamda tamamen oturturum ve hatta omurgayı oturttuktan sonra karakterlere, hikâyenin detayına, finale geçerim. Beynimde tamamen oturmayan bir eseri asla çalışmaya başlamam; yani kervan yolda düzülür mantığıyla roman yazan bir edebiyatçı değilim; o sadece şiire has bir varsayım. Yaratma sürecinde gövde netleştikten sonra omurgayı iyice belirginleştiririm, daha sonra karakterler yerini alır, karakterlerin de yerine oturmasıyla olay örgüsü netleşir ve sonrasında diyaloglar için kısa kısa notlar alırım. Romanlarımın giriş cümleleri çok önemlidir benim için çünkü okuyucuyu ilk sayfada yakalamaya, yarattığım aleme misafir etmeye çabalarım. Ben diğer yazarlara, çoğu ustalarım, üstatlarım gibi bir stille yazmıyorum, kendime has tarzımdaki en belirgin özellik ise her karakterimin, her roman kahramanımın birer defteri olması; her karakteri o defterde tüm detayları ile yazarım, iyice belirginleştirir, en ince ayrıntısına kadar hatmederim ve en nihayetinde romana başladığımda o karakterler en yakın arkadaşlarım kadar tanıdığım, aşina olduğum birer canlıya dönüşürler -ki bir daha asla hayatımdan çıkmazlar. Romanlarım bittikten sonra yayınevine vermeden çok güvendiğim bir arkadaşıma okutur onun onayını alırım; onun beğenmediği her bölüm değişir, her cümle yeniden yazılır. Sonrasında yayınevine teslim edilir ve editör çalışmasından sonra okuma provaları yapılır, en az iki defa tabii ki.
Biraz önce sorduğum soruya ek olarak bir eser yaratırken en çok nelere dikkat eder, neleri ön planda tutarsınız?
Sohbet konumuz olan Modern Çağ Edebiyatından yola çıkarak, sorduğunuz soruya şöyle cevap verebilirim; benim her eserim bu coğrafyada daha önce yazılan bir türe ait olmadığı, hatta kendi türünün ilk örneği olduğu için yazım tarzını, stili, üslubu çok önemserim ve günümüz edebiyatının biraz uzağında kalan diyalogları tekrar tekrar gözden geçiririm. Dikkat ettiğim en önemli detay ise yaratmaya çalıştığım dünyanın, anlatmaya yeltendiğim hikâyenin çok uzağında kalmama gayreti elbette. Beynimde ve ruhumda depremler yaratan bir hikâyeyi okuyucuya sunarken yaşadığım o heyecanın bir benzerini yaşasın diye çok çaba sarf ediyorum bu yüzden diyaloglara, karakter yapılarına, zaman durumlarına, yanlış anlaşılmaya mahal vermeyecek bilgilere tekrar tekrar dikkat ediyorum. Okuyucunun, kitaplarımı eline aldığında vereceği ilk tepki tabii ki yaratmaya çalıştığım dilin zenginliği olmalı o yüzden kelime haznemi zenginleştirdikçe daha mutlu olan bir yazarım, hele ki bunu eserlerimde okuyucuya da ispatlayabiliyorsam ve onları etkileyebiliyorsam o zaman hayal ettiğimin bir kısmını başarmışım demektir. Ön planda tuttuğum şey ise tamamen eserin özüne sadık kalmak, çok fazla oynamamak, az kelimeyle çok şey anlatma hevesine girmemek; elimi, ruhumu, düşüncelerimi, fikirlerimi, iddialarımı korkak alıştırmamak.
YAZILMAMIŞ TÜRLERLE OKUYUCUNUN KAFASINI KARIŞTIRMAK HOŞUMA GİDİYOR
Edebi dilinizin günümüz edebiyat dünyasından ayrılan tarafı tam olarak nedir, okuyucu Seyfettin Araç romanlarını neden okumalı?
Okuyucu bilinen türlerin dışında, günümüz edebiyatının biraz uzağında bir edebiyat eseri okumak isterse Seyfettin Araç edebiyatını ve romanlarını okumalı pek tabii ki. Çünkü yaratmaya çalıştığım dil bugünkü edebiyattan, sığ ve sıradan bir üsluptan çok uzak. Daha önce yazılmamış türler, denenmemiş tarzlar ile okuyucunun kafasını karıştırmak hoşuma gidiyor ve okuyucu bu şaşkınlığı üzerinden atmadan ben yeni bir eser daha ortaya koyma gayretindeyim hep. Günümüz edebiyat dünyası düzyazıya, sade dile, net cümlelere teslim olan bir edebiyat tavrıyla devam ederken ben daha girift, daha köşeli daha sert daha gerçek edebiyat örnekleri veren eserlerle ortaya dikiliyorum, farklı tarzlarla meydanda duruyorum. Günümüz edebiyat dünyası kısa cümleler kurmaktan bile imtina ederken ben noktasız sayfalar yazmaya gayret ediyorum; acıyı, yalnızlığı, melankoliyi, ölümü nakşediyorum cümlelerime. Günümüz edebiyat dünyası mutluluğu, keyfi, eğlenceyi, yazı, baharı anlatırken ben karakışı, zemheriyi, acının derinliklerini, ölümün kuytularını, insanın olmazlarını anlatmaya çalışıyorum. Sert ve gerçekçi edebiyat vadediyorum Seyfettin Araç edebiyatında ve eserlerimde anlatılan her cümle ile bir öncekinin de beteri olduğunu iddia ediyorum.
Yazım atölyeleri açan, öğrenciler yetiştiren, genç yazar adaylarını eğiten bir yazar olarak yeni neslin edebi gelişimini başka ülkelerin edebiyatlarıyla kıyaslar mısınız?
Bu konuda hem biraz karamsar hem de biraz ümitliyim; karamsarım çünkü başka ülkelerde, edebiyatın baş tacı edildiği coğrafyalarda yeni nesil gençler edebiyata hak ettikleri değeri verdikleri gün gibi ortadayken bizim gençlerimizin edebiyat konusunda kendilerini itici güç haline getirecek bir hevese sahip olmamaları beni şaşırtıyor, karamsarlığa itiyor ama diğer yandan ümitliyim çünkü erken zamanda Avrupa’da akıllı cihazlar, sosyal medya çılgınlığı yavaş yavaş terk edilirken bu ülkemiz gençleri için bir işaret, bir örnek olabilir o zaman da edebiyata dönüş hızlanabilir hissiyatındayım. Benim katkıda bulunmaya çalıştığım yeni nesil yazar adayları güzel yollarda ilerliyorlar çünkü hikâyeleri, şiirleri, olayları bitmeyen kadim bir coğrafyaya sahibiz ve bu malzeme bolluğunda yeni yazarlar çok şanslılar. Tüm dünyayı yüzyıl boyunca etkisi altına alan Rus edebiyatına baktığımızda son dönem iyi bir yazar göremiyoruz ama bizim coğrafyamızda Avrupa kültürü ile daha entegre bir nesil olduğundan daha başarılı bir yazar daha entelektüel bir nesil geliyor diyebiliriz. Fakat bu bir temenni bir hissiyat olarak da görülebilir çünkü Avrupa ülkeleri edebiyat için muazzam bölümler açıyorlar, destekler veriyorlar ve maalesef bu bizde mevcut değil. Okumanın ve yazmanın teşvik edilmediği bir çağ yaşıyoruz ne yazık ki.
Modern Çağ Edebiyatında öncü isim olmak hatta son temsilcisi ilan edilmek nasıl bir duygu ve bu akıma kazandırdığınız eserlerin farklılığı nedir?
Bu büyük bir teveccüh, teşekkürler ediyorum. Yaratmaya çalıştığım edebiyat dili, günümüz sanatının, edebiyat dünyasının uzağında bir dil değil elbette ama aşina olunan, bilinen bir tarz da değil. Kendi edebiyat alemimi yaratma sevdasına girdiğim günden beri, profesyonel yolculukta çıkardığım dört eserde de hep yapılmayanı, yazılmayanı, düşünülmeyeni ortaya koymak gibi bir hedefim oldu. İlk kitabım ‘Kent Şiirleri’ son yılların en kalabalık şiir kitabı oldu, neredeyse tamamı kent şiirlerinden, sözlerinden ibaretti. İkinci eserim, ilk romanım ‘Sevgili Yalnızlık’ türünün ilk örneği ve bu coğrafyanın ilk Monolog türde romanı oldu, okuyucunun inanılmaz ilgisiyle karşılandı. Kaldı ki önümüzdeki aylarda bu eseri üç cilt olarak okuyucuya sunacağım ve bu yeni türün edebi yolculuğunu, çevirisi yapılacak diğer dillerdeki hallerini de göreceğiz. Üçüncü eserim ikinci romanım oldu, ‘Unutulmuş Topraklar’ iki dilli anlatımıyla ve dönem romanı tarzıyla ülke edebiyatının ilklerinden oldu ve Fransa’da L’Harmattan tarafından Collection de Turc kapsamında Fransızcaya çevrildi ve birçok fuara, söyleşiye davet aldım. Bu sene başında da son romanım ‘Zamanı Tanrı Yaşar’ yayımlandı, yüksek bir adet baskıyla da okuyucuyla buluştu. Bu romanda da yine ülke edebiyatında bir ilk gerçekleştirdim ve altı roman kahramanımı altı farklı anlatıcı olarak okuyucuya sundum. Fransızca, Almanca çevirileri bitmek üzere, İngilizce ve İspanyolca için başlama sürecindeler. Başka diller için de teklifler gelmekte, yayınevi ile birlikte değerlendiriyoruz; bunların başında Hintçe ve Arapça gelmekte.
Bir yazar nasıl başlamalı, Modern Çağ Edebiyatına nasıl ayak uydurmalı ve sizce bu yolun taşları sırasıyla nasıl döşenir?
Bir yazar yazmaya her şeyden önce inanarak başlamalı ve gireceği bu yola baş koyarak, edebiyata, yazı sanatına aşık olarak girmeli. Modern Çağ Edebiyatına önemli eserler verecekse sırasıyla önce dilini, yazma tarzını, üslubunu, hikâyelerini belirlemeli ve ardından çok çalışmaktan, araştırmaktan çekinmemeli. Hayatın birinci önceliğini yazı sanatı üzerine oluşturmalı. Kendi hikâyeleri yoksa insanlar arasına karışıp gözlem yapmasını iyi becermeli elbette. Farklılıklar üzerine deneyimler yaşamalı, farklı yazı türlerini keşfe çıkmalı ve kendini geliştirmek adına dünya edebiyatından modern çağ ezgilerini araştırmalı; kendine örnek alacağı birkaç yazar seçmeli, onları çok okumalı ve okuduklarından feyz almalı. Sonra eserlerini bir bir oluşturmaya başlamalı; karakterlerini, hikâyelerini ve yaratmak istediği dünyayı kendi tarzında yontmalı. Çünkü bu bir yolculuk, uzun süren bir yolculuk ve bu yolun döşenen taşları istemekle başlar, çalışmakla ilerler, yaratmakla devam eder.
Yarattığınız Edebiyat türleri ile Avrupa’da ses getiren bir yazar olarak yeni projeleriniz ve Modern Çağ Edebiyatına yeni katkılarınız neler olacak bize biraz bundan da bahseder misiniz?
İlk romanım olan ‘Sevgili Yalnızlık’ı üçleme olarak okuyucuya sunacağım ve bu alanda sert, bayağı uzun soluklu bir yolculuk vadedeceğim. Çok uğraştım, çok çalıştım nihayet bitirebildim, editör çalışmasından sonra sanırım şubat, mart gibi de üçleme set raflardaki yerini alacak. Sonra şiir düşüncem var; Hikâyeyle şiirin bir arada olacağı yeni bir tür eser var ettim, o da okuyucunun beğenisi için raflarda olacak. Bu yeni tür için bayağı uğraştım diyebilirim. Ve sonrasında tabii asıl uzun zamandır uğraştığım roman gelecek sene sonuna doğru, onu hazırlıyorum bir yandan. Yurtdışı çalışmalarımız, tanıtımlarımız var; özellikle Fransa’da birkaç konferans, söyleşi, imza olacak. Sonra Almanya ve diğer ülkelerde olacağız gibi görünüyor. Pen için bazı değişimler olabilir, teklif aldığım bir üniversitede dersler, atölyeler açma durumu var ve elbette kimsenin beklemediği başka başka çalışmalar var. En önemlisi yeni yaratmaya çalıştığım türler ile Modern Çağ Edebiyatı için savaşmaya devam edeceğim.









