Her yıl 8 Mart geldiğinde aynı manzarayı görüyoruz.
Kurumlar mesaj yayımlıyor, sosyal medyada kutlamalar yapılıyor, kadınlara çiçekler veriliyor.
Ancak temel soru hâlâ ortada duruyor:
8 Mart gerçekten kutlanacak bir gün mü, yoksa hatırlanması gereken bir mücadele günü mü?
129 Kadın İşçi Yanarak Hayatını Kaybetti
1857 yılında Amerika’nın New York kentinde, tekstil fabrikasında çalışan kadınlar, insanca çalışma koşulları ve eşit ücret talebiyle greve çıktı. Üzerlerine kapılar kilitlendi ve çıkan yangında 129 kadın işçi yanarak hayatını kaybetti.
Bugün çiçek verdiğimiz günün başlangıcı işte böyle bir dramdı.
Bugün birçok yerde “Kadınlar Günü” olarak anılan 8 Mart’ın çıkış noktası, aslında kadın emeğinin görünür olması için verilen mücadeleye dayanıyor. 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Alman kadın hakları savunucusu Clara Zetkin, kadınların eşit hak mücadelesini hatırlatacak uluslararası bir gün önerdi. Bu öneri kabul edildi.
1977 yılında ise Birleşmiş Milletler, 8 Mart’ı resmi olarak “Dünya Kadınlar Günü” ilan etti.
Neyi Kutluyoruz?
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüzü mü?
Kadınların hâlâ erkeklerden daha düşük ücret aldığı bir dünyayı mı?
Kadınların hâlâ yönetim masalarında daha az yer aldığı bir sistemi mi?
Yoksa her gün gazetelerin üçüncü sayfalarına düşen kadın cinayetlerini mi?
2025 Yılı İstatistikleriyle Kadın
Aradan geçen yıllara rağmen kadınların karşı karşıya olduğu eşitsizlikler ortadan kalkmış değil.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı “İstatistiklerle Kadın, 2025” çalışmasına göre, eğitim oranı artsa da kadınların iş gücüne katılımı erkeklerin çok gerisinde kaldı. Türkiye’de kadınların istihdam oranı %32,5 olurken, erkeklerde bu oran %66,9’a ulaştı. Yani çalışma hayatında erkeklerin katılımı, kadınların neredeyse iki katı.
Siyasette De Benzer Bir Tablo Var
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın milletvekili oranı yaklaşık %20 civarında.
Şirket yönetim kurullarında ise kadın oranı yaklaşık %18 seviyesinde. Bu veriler, kadınların ekonomik ve siyasi karar süreçlerinde hâlâ sınırlı temsil edildiğini gösteriyor.
Bitmek Bilmeyen Şiddet!
* Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması sonuçlarına göre, kadınların en fazla maruz kaldığı şiddet türü psikolojik şiddet. %18,3’ü ekonomik şiddet, %12,8’i fiziksel şiddet, %10,9’u ısrarlı takip, %8,3’ü dijital şiddet ve %5,4’ü cinsel şiddet mağduru.
* Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verileri, Türkiye’de her yıl yüzlerce kadının öldürüldüğünü ortaya koyuyor.
* Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, 2025’te en az 391 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü duyurdu. Kadınların çoğu evinde ve genellikle aile içinden erkekler tarafından öldürüldü.
Ücret eşitsizliği de devam eden sorunlardan biri...
International Labour Organization verilerine göre, dünyada kadınlar ortalama olarak erkeklerden yaklaşık %20 daha az ücret alıyor.
Bu tabloya bakıldığında şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Bütün bu sorunlar ortadayken 8 Mart bir kutlama günü mü?
Bir gün verilen çiçekler, yıl boyunca süren eşitsizlikleri ortadan kaldırmıyor.
Bir gün paylaşılan mesajlar, kadınların iş hayatında, siyasette ve sosyal yaşamda karşılaştığı engelleri kaldırmıyor.
8 Mart, bir kutlama günü değil; mücadelemizin ve eşitlik talebimizin simgesidir. Toplumsal bir farkındalıktır.
Kadınların sadece bir gün değil, yılın her günü eşit haklara sahip olması gerektiğini hatırlatmak.
Bugün çiçek dağıtanların çoğu, yarın aynı kadınlara şiddet uygulamaya devam edecek.
Bugün “kadınlarımız” diye konuşanların bir kısmı, yarın kadınların emeğini ve varlığını görmezden gelmeyi sürdürecek.
Ve belki de bu yüzden 8 Mart’ı kutlamadan önce şu soruyu sormak gerekir:
Kadınların emeği, hakları ve varlığı toplumda gerçekten görünür hale geldi mi?
Eğer bu soruya kesin bir “evet” yanıtı veremiyorsak, o zaman gerçekleri görmezden geliyoruz demektir.










